Akçakoca’da Balıkçı Olmak
Akçakoca’da Balıkçı Olmak
May 04
Akçakoca Karadeniz’in şirin, bir o kadar da güzel ilçesi. Yemyeşil ormanları, tabiat harikası şelaleleriyle ve masmavi deniziyle Batı Karadeniz bölgesinin turizm cenneti… Otantik yapısıyla, dar sokaklarıyla ve mütevazı yaşantısıyla insanı kendine çeken bir kasaba… Balık sezonu açılmıştı. Uzun zamandır denizlerden uzak kalmamın da etkisiyle Akçakoca’dan balıkçı teknelerinin biriyle Karadeniz’in o hırçın sularına açılmak istiyordum.
Soğuğun enikonu hissedildiği kış mevsiminin güneşli bir gününün gurubunda Akçakoca’ya gidiyorum. Önceden anlaştığım Murat Kaptan hâlâ balıkçı barınağında yok. Balıkçılardan aldığım habere göre bir saat içinde limanda olurmuş. Bu arada limanda olağan dışı bir hareketlilik gözümden kaçmıyor. Profesyonel fotoğrafçıların bir tur şirketiyle Akçakoca sahilinde unutulmaz güzellikleri ölümsüzleştirmek üzere geldiklerine şahit oluyorum. Bazısı liman dönen balıkçı teknelerini, bazısı denize açılanları… Bazıları da Akçakoca’nın o otantik sokaklarına dağılmış vaziyette. Bu arada ben de Karadeniz birkaç gün batımı güzelliği yakalamış oldum makinemle.
Hava kararmak üzere… Murat Kaptan bizi selamlayarak giriyor limana. Denizdenyorgun ve bitkin dönen bu insanların limanda bir yemek molası kadar bir dinlenmeden sonra hemen denize açılmak mecburiyetinde olmaları, bu işin zorluğunu daha ortaya koyuyor. Hazırlıklar tamamlanıyor ve denize açılıyoruz. Kaptan köşküne çıkıyoruz ama küçük bir kapıcı bizi içeri almamakta direniyor. Murat Kaptan’ın sadık dostu küçük bir köpek. Neyse ki kısa sürede kaynaşıyoruz. Akçakoca’nın ışıklarını arkamızda bırakarak Karadeniz’in karanlık sularına yelken açıyoruz.
Bu arada Murat Kaptan’la muhabbetimizi koyulaştırmak üzereyken yemek çanları çalıyor. Aşağıda yemekhane şeklinde düzenlenmiş bir kamaraya iniyoruz. Bütüntayfa toplanmış aşçının pişirdiği palamut yemeğini yiyor, biz de masada yerimizi alıp muhabbete katılıyoruz. Herkes teknede elinde fotoğraf makinesi olan yabancının farkında ve hazırlıklar ona göre yapılmış. Kaptanımız sofrada baklavayı dahi eksik etmemiş.
Kaptan köşküne çıkıp muhabbete kaldığımız yerden devam ediyoruz. Kaptan köşkü değişik elektronik aygıtla donatılmış. Denizin altını ve balık yoğunluğunu gösteren birkaç sonar cihazı hemen göze çarpanı. Kaptanın önünde sahipsizmiş gibi duran bildiğimiz klasik dümen, tam bir tezat sahipsiz oluşturuyor bu elektronik aygıtlarla. Murat Kaptan’ın elinde bir oyuncak gibi oynadığı joistik kullanılıyor artık tekenin kumandası için.

Akçakoca sahilinden ayrıldın kuzeye dönüp gecenin karanlığına doğru yol alıyoruz. Rastlanan yerde ağla çevrilecek balık sürüsü. Aslında o koskoca denizde balık sürüsünü bulmak tam nasip işi. “Bazen bütün hazırlıkları yapar ve günlerce balık peşinde koşturur elin boş bir şekilde geriye de dönebilirsin. Bazen de hava şartları müsait olmadığından günlerce limanda demirli kalarak mecburi istirahata çekilirsin.” Murat Kaptan’ın bu uyarısını da hafızamızın bir köşesine not ediyoruz.
Biz kaptan köşkünde olanları izlerken tayfada büyük bir sessizlik vardı. Kaptan köşkünden ayrılıp teknede dolaşıyorum. Tayfalar aşağıdaki kamarada televizyon izleyerek hem dinleniyor hem de kaptandan gelecek sinyali bekliyorlar. Çünkü balık sürüsüyle karşılaşınca tayfa alarma geçiyor ve ortalık tam manasıyla bir koşuşturmaca ile hareketleniyor, sabaha kadar hiç durmadan çalışıyor bu denizin emektarları.
Karanlığın içinden Murat Kaptan’ın sesini duyuyoruz. Bizi kaptan köşkünün üzerine çağırıyor. Burası teknenin en üstü, yani teknenin dördüncü katı ve her yere hâkim bir mevki. Murat Kaptan hayatımda başka bir vakit karşılaşamayacağım muhteşem bir manzara gösteriyor bana. Teknenin önüne dikkatlice bakıyorum. Zifirî karanlıkta denizde parıldamalar görüyorum. Aysız gecelerde hamsi sürüsünün bu şekilde deniz üstünde parıldamasına “yakamoz” denmekteymiş. Bu kadar bol çok hamsinin içinden geçerken ağın neden serilmediğini de soramadan edemiyorum. Sonarda balık yoğunluğunun çok az göründüğünü, bu yüzden ağ serilmediği cevabını alıyorum.
Murat Kaptan yönümüzü Sakarya’ya çeviriyor, artık kıyıya paralel yol alıyoruz. Şehrin ışıkları çok parıldıyor uzaktan. Bu arada dolunay da doğuyor arkamızdan. Bu şekilde iki saat kadar yol alıyoruz. Hava biraz soğuyor… Ama kaptan köşkü bütün sıcaklığıyla misafir ediyor bizi. Sıcacık çayımızı yudumluyorken etraftaki tankerlerin telsiz konuşmalarını duyuyoruz. Özellikle Rus tankerlerinin telsiz konuşmalarına çat pat bildiğimiz Rusçamızla biz de katılıyoruz. Murat Kaptan bir yandan sonardan balık sürülerini büyük bir sabırla takip ederken diğer yandan komşu balıkçılarla muhabbeti de ihmal etmiyor. Bu telsi konuşmaları bazen de yanıltmaca şeklinde de oluyor. Yani balıkçılar arasında tam bir rekabet yaşanıyor.
Bu arada Akçakoca’dan iyice uzaklaşıp Karasu sahillerinin ön tarafına kadar geliyoruz. Saat bir hayli ilerlemiş. Göz kapaklarımızın iyice ağırlaştığı bir zamanda Murat Kaptan sonarda büyük bir sürü tespit ediyor. Sürünün yoğunluğunu iyice inceledikten alarm çanlarını çaldırıyor. Aman Allah’ım, bu ne koşuşturmaca! Herkes görev yerinde hazır bekliyor. İlk olarak filika, ağın bir ucunu alıp tekneden ayrılıyor. Balık sürüsü etrafında dairevi bir hareket yaparak geniş bir alana ağı seriyor. Ağın düşündüğümden daha büyük olduğunu görüyorum. Filika tekrar tekne ile buluşuyor dairevi hareket tamamlanıyor, böylece balık sürüsü ağın içinde kalıyor.
Sıra ağın toplanmasında… Ağ, vinçlerle ağır ağır toplanırken bu arada şafak sökmekte… Gökyüzü kızarmaya başlarken denizin rengi renkten renge giriyor… Tayfalar büyük bir gayretle balıkların güverteye çekilmesiyle meşgul. Bu iş gerçekten zor görünüyor. Taptaze leziz balıkların soframıza ne büyük emeklerle geldiğine şahit oluyorum.
Murat Kaptan, dümeni Akçakoca’ya doğru çevirmiş ilerlerken teknede büyük bir sessizlik hâkim. Bütün tayfa gecenin yorgunluğunu kamaralarında dinlenerek geçiriyorlar. Sadece Murat Kaptan ve ben ayaktayız. İki saat kadar sonra limana yanaşıyoruz. Farkında değilim ama gece boyu ben de bir hayli yorulmuşum. Tekne limana yanaşırken alıcılar da hazır bekliyorlar.
İsmail Büyükay Düzce/Akçakoca
Özel Dosya
Bu yazı toplam 49 defa okundu.



Bir Akçakocalı olarak yazınızın tadına doyamadım. Ellerinize sağlık…
Düzceyi Düzce yapan başlıca olgudur belki de. Küçük ve şirin…