Merve 12 yaşında, okulunda ve sınıfında iyi bir öğrenciydi. Türkçe ve Sosyal Bilgiler derslerinde çok iyi olmasına rağmen matematik dersi hiç iyi sayılmazdı. Kümeler, rasyonel sayılar, ebob, ekok, pi sayısı, kesir, tamsayı, metre, litre, kilometre vb. terimler her zaman ona yabancı ve asla anlayamayacağı konular gibi görünürdü. Gayret etse, çalışsa, azmetse başarılı olabileceğini biliyordu. Ama çalışmasını engelleyen bir şey, matematiği ona zor gösteren bir güç vardı sanki. Önündeki bir kapıyı açabilse her şey düzelecekti, başaracaktı, anlayacaktı matematiğin bir oyundan, eğlenceden ibaret olduğunu…
Matematik dersi iyi olan, ileride matematik ile ilgili bir meslek seçeceğini biliyordu, ona göre tek kelime ile “dahi” olduğunu düşündüğü bazı arkadaşları vardı. Her zaman onlara özenir, “Keşke onlar gibi olsam…” derdi. Bir yandan matematik dersini anlamasının imkânsız olduğunu düşünürken, diğer yandan da “Çalışırsam başarabilir miyim?” diyordu. Ama aklına “dahi” sınıfına koyduğu arkadaşları gelince “Ben ne kadar çalışırsam çalışayım, önümde onlar varken iyi olsam bile fark edilmem.”diye düşünüyordu. İşte özellikle bu düşüncesi Onu çok karamsar bir hale getirmişti. Deneme sınavlarında matematik sorularını kendine büyük bir engel gibi görüyordu. O da istiyordu, “Neden matematik dersim zayıf olsun ki?” diyordu. Ama anlamıyordu. Dikdörtgenin alanını bulmak ne işine yarayacaktı ki… Pi sayısını bilmek ne kazandıracaktı sanki… Ya da santilitre, hektometre, metreküp ne zaman önüne bir sorun olarak çıkacaktı ki… Bu gibi şeylerin sadece test kitaplarında karşısına çıktığını biliyordu. Düşünüyordu; üniversiteyi de bitirmiş hayatını kurmuştu. Bir gün bakkala gidip “Şevki Bey Amca, bana 1 dekalitre süt verir misin?” diye mi soracaktı. Böyle bir şey imkânsızdı O’na göre.”Sonradan işime yaramayacak bir şeyi neden öğrenmeye uğraşayım ki” diye söylenirdi kimi zaman.
Yine böyle bir gün “Keşke Eğitim Bakanı olsaydım. O zaman matematiği seçmeli ders yapardım. “ diye düşünüyordu. O gün hep bunun hayalini kurup durdu. Yatmadan önce düşündü yine… “Keşke hayatımda matematik olmasaydı. Hiç değilse sadece bir günlüğüne sayıları, işlemleri, bana matematiği hatırlatacak hiçbir şeyi görmesem. Çok mutlu olurdum herhalde “diye düşündü. Ve uykuya daldı.
Uyandığında saate baktı. Servise geç kalmak istemezdi. Ama o da ne… Saatteki sayılar yoktu. “Herhalde uyku sersemliğinden böyle görüyorum. “ diye düşündü. Kahvaltısını yapmak için mutfağa gitti. Annesi O’na her sabah en az 2 dilim ekmek, 3 adet zeytin yemesini, 1 bardak süt içmesini söylerdi. Ama Merve bunları sayamıyordu. O yüzden de yeterli kahvaltı yapamadı. Üzerini giyinip sokağa çıktı. Evleri 8. kattaydı. Ama bugün garip giden bir şeyler vardı. Evleri kaçıncı kattaydı, kaçıncı kata inecekti, bilmiyordu. Bir süre asansörde bekledi. Tuhaflıklar zinciri asansörde de devam ediyordu. Asansörün düğmeleri vardı ama üzerinde herhangi bir rakam yoktu. Merve hemen kendisini asansörden dışarı attı. Merdivenden aşağı inmeye başladı. İndikçe iniyor ama merdivenler bir türlü bitmiyordu. Kaç kat kaldığını bir türlü hesaplayamıyordu. Bir süre sonra merdivenler bitti. Kendisini apartmandan dışarı attı. Servise geç kalmıştı. Kol saatine baktı. Rakamlar olmadığından bir şey anlamadı. Okula otobüsle gitmesi gerekiyordu. Durakta bir süre bekledi. Gelen bütün otobüsler birbirinin aynısıydı. Şoför amcalara sora sora bineceği otobüsü buldu.
Sonunda okula vardı. Derse girmişti. İlk dersleri matematikti. Ama nedense Türkçe öğretmeni girmişti derse. “Çocuklar, sınav sonuçlarını okuyacağım.” dedi. Merve heyecanlandı. “ Sonunda birisi sayıları kullanacak.” diye düşündü. Öğretmen teker teker notları okudu:
-Mustafacan Başarır: B, Ali Kaan Pekmez: C, Hatice Aydın: G, Merve Öztürk….
Merve inanamamıştı. Öğretmeninin okuduğu B’ler C’ler de neydi? Neyi temsil ediyordu?…Öylece kalakalmıştı. Çıkışta yine aynı şey vardı aklında “Neler oluyor böyle? Sayılara, rakamlara neler oluyordu?”Anlamış değildi, eve gidene kadar böylece düşündü durdu… İneceği durağa geldiğinde otobüsten kendini dışarıya attığı gibi apartmanlarına girdi. Birden yine aynı düşünce sardı içini. Kaç kat çıkacaktı, evini nasıl bulacaktı. Bu dalgınlıkla merdivenleri çıkarken ayağı kaydı. Merdivenlerden yuvarlanıyordu. Bir yandan “İmdat! Düşüyorum! Yardım edin .” diye bağırırken bir yandan da ağlıyordu. Merdivenler bitmişti. Kendini apartmanlarının girişinde buldu. Dağılan saçını toplamak için elini başına koyduğunda başının kanadığını fark etti, üstelik ayağı da çok acıyordu galiba kırılmıştı. Cep telefonuyla önce acil yardımı sonra da annesini aramayı düşündü elini çantasına uzattı ve telefonunu aldı. Bir de ne görsün! Telefonda bir tane bile sayı yoktu… Ne yapacaktı şimdi başı kanamaya devam ediyordu… Çaresizdi, bu durumda ne yapabilirdi ki?…
Birden başını yastıktan kaldırdı. Meğer gördükleri bir rüyaydı. Sonunda anlamıştı Merve. Matematik insan hayatının vazgeçilmez bir parçasıydı. Onu yok saymaktansa onunla barışıp, anlayabilmek için çaba göstermeliydi. O günden sonra hayata matematiğin, matematiğe de hayatın penceresinden bakmayı öğrendi.
EREN AYHAN



